Ayşe Altunbay

 Basına ve Psikiyatristlere Çağrı: Werther Etkisinden Papageno Etkisine Geçiş Mümkün! * 

 *Bu yazı 22.11.2019 tarihinde Türkiye’de ardarda basına yansıyan intihar haberleri üzerine kaleme alındı. Ayşe Altunbay 

Medya organlarında intihardan bahsedilmesinin toplumda imitasyon etkisiyle yeni intihar vakalarını tetiklemesi tezi de buna karşı çıkan görüşler de yeni değil. Tartışmaların adından esinlendiği Goethe‘nin ünlü romanı „Genç Werther‘in Acıları“ romanının 1774 yılında yayınlanmasının ardından Avrupa‘da başlattığı ciddi tartışmayı ve romandaki Werther karakterinden esinlenerek gerçekleşen onlarca intihar vakasından dolayı Goethe‘nin bir intihar salgını başlatmakla suçlanışını dikkate aldığımızda en azından 235 yıllık bir konudan bahsettiğimizi tespit edebiliriz. Öncelikle medyadaki intihar haberlerinin toplumda yeni intihar vakalarını tetikleyebileceği konusunda özel anlamı olan iki kavramı, Werther ve Papageno etkilerini hatırlayalım. 

150den fazla bilimsel çalışma medyada intihar haberlerinin sansasyonel şekilde yer bulmasının ardından toplumda intihar oranlarında artış gözlenmesi arasındaki bağlantıyı göstermiştir [1, 3]. Fink ve arkadaşları [11] 2018 yılında yayınladıkları bir çalışmada Aktör Robin Williams’ın intihar etmesinden sonra Amerika Birleşik Devletlerinde intiharların yaklaşık %10 oranında arttığını göstermiştir [1]. Medyada intihar haberleri ile ilgilenen, medya araştırmaları, sosyal psikiyatri ve sosyoloji gibi alanlardaki bilimsel çalışmalarda, medyada intihar vakalarının detaylıca ve sansasyonel şekilde yeralmasıyla, toplumda intihar vakalarının artması arasında bir neden-sonuç ilişkisi olduğu varsayımı ‚Werther Etkisi‘ olarak adlandırılır. Goethenin romanındaki genç Werther karakterinin intiharla sonlanan hikayesinden esinlenen insanların Avrupada ardarda intihar etmesine atıf yapan ‚Werther Etkisi‘ ismi, ilk olarak Amerikalı Sosyolog David Philipps tarafından 1974 yılında kullanılmaya başlanmıştır [1]. Medyanın toplumdaki intihar olaylarını arttırıcı potansiyelini vurgulayan Werther etkisine karşı, Papageno etkisi medyanın koruyucu potansiyeline dikkat çeker. İntihar haberleri, medya tarafından olası bir Werther etkisine sebep olmayacak şekilde, dikkatle ve özenle hazırlandığında ise toplumdaki intihar olaylarında anlamlı bir düşüş olduğunu gözlenmiştir [10]. Papageno Etkisi Mozart’ın Sihirli Flüt Operasında intiharın eşiğine gelen Papageno’nun yolda karşılaştığı üç delikanlının pozitif telkinleriyle [1] intihardan vazgeçmesine atıf yapılarak adlandırılmıştır. Avusturya‘da intihar araştırmaları alanında son yıllarda yapılan pek çok çalışma, medyanın potansiyel ‚Papageno etkisi’ni daha iyi anlamayı ve bundan medya organlarının desteğiyle daha fazla istifade edebilmeyi hedeflemektedir [1]. 

Avusturya 1980‘li yıllarda gerçekleşen seri metro-intiharlarının psikiyatristler ve medyanın ortak çalışmasıyla kısa sürede ciddi ölçüde azaltmayı başararak dünya çapında takdir toplamıştır. 1978 yılında Viyana‘da metro sisteminin devreye girmesiyle ilk başlarda tek tük gerçekleşen metroda intihar girişimleri, 1980 yılından itibaren giderek artan sıklıkta gözlenmeye başlandı. Hem metronun hem de intihar metodunun yeni olması metro intiharlarının basında büyük yankı bulmasıyla ve intiharların fotoğraflar eşliğinde sensasyonel ve dramatik bir şekilde haberleştirmesiyle sonuçlandı [2]. Giderek artan intiharlar üzerine Avusturya İntiharları Önleme, Kriz Müdahelesi ve Çatışmalarla Başetme Derneği (ÖVSKK: Österreichischer Verein für Suizidprävention, Krisenintervention und Konfliktbewältigung) bünyesinde bir çalışma grubu oluşturuldu. Çalışma grubu basında intihar vakalarının etraflıca yer bulmasının imitasyon etkisiyle yeni intihar vakalarını tetiklediği sonucuna vardı ve 1987 yılı ortalarında bu tür vakaların haberleştirilmesi ile ilgili ciddi hipotezler ve bu konuda medya organlarına uyarılar içeren bir basın yönergesi hazırladı [2]. Bu yönerge şu bilgileri içeriyordu: 

 „Tabela 1: Olası bir imitasyon etkisine tesir eden faktörler 

Aşağıdakiler arttıkça, etki daha büyük olacaktır: 

– intihar metodu hakkında özel detaylar verilmesi 

– intiharın „anlaşılamaz“ bir eylem olarak ortaya konması („hayatın verebileceği herşeye sahip olduğu halde…“) 

– romantikleştirici motifler kullanılması (“sonsuza kadar birleşti“) 

– basitlestirici ifadelerin yer alması (“yetersizlikten dolayı intihar”) 

Haberin çekeceği dikkat aşağıdaki durumlarda artacaktır: 

– haberin kapak sayfasında manşetlerden verilmesi 

– haber başlığında „intihar“ ifadesinin kullanılması 

– intihar eden bireyin fotoğrafının kullanılması 

– bireyin intihar eyleminin dolaylı olarak hayranlık uyandırıcı, kahramanca, yada basitleştirici ifadelerle anlatılması („bulunduğu durum gözönüne alındığında doğrusu pek de şaşırtıcı değil, …“) 

Aşağıdaki durumların gerçekleşmesiyle orantılı olarak imitasyon etkisi azalacaktır: 

– muhtemel alternatiflerin belirgin bir şekilde gösterilmesi (bahsi geçen şahıs nerelerden yardım alabilirdi?) 

– intihar haberlerinin ardından yaşadıkları krizle başka yöntemlerle başarıyla başedebilmiş vakaların haberleştirilmesi 

– yardım imkanları ve destek sağlayan yardım kuruluşlarının çalışma şekilleri hakkında bilgi sağlanması 

– intihar tehlikesi ile ilgili temel bilgilere ve intihar tehlikesinin başgöstermesi durumunda yapılması gerekenlere yer verilmesi“ [2] 

1987 yılının ortalarında Avusturya çapında bir basın kampanyası düzenlendi. O tarihten itibaren medya mensupları intihar eylemlerini çalışma grubunun yukarıdaki hipotezleri doğrultusunda haberleştirdiler [2]. Bunun sonucunda metroda meydana gelen intihar ve intihar girişimleri 1987 yılının ikinci 6 ayında ilk 6 ayıyla karşılaştırıldığında % 84,2 oranında azalma gösterdi ve günümüze kadar indiği alt seviyeleri korudu [2]. Avusturya medyasının bu sorumlu haberciliği ve psikiyatristlerle özverili ortak çalışması bugün bile literatürde bir başarı örneği gösterilmeye devam etmektedir [2, 3]. 

Medyadaki intihar haberlerinin hangi mekanizmalarla yeni intihar eylemlerini tetiklediği henüz yeterli miktarda araştırılmamış olsa da, çoğunlukla öğrenme, imitasyon ve identifikasyon mekanizmalarının önemli rol oynadığı düşünülmektedir [2, 3, 4]. Avusturya‘nın önde gelen psikiyatristlerinden olan ve dünya çapında Bay İntihar (Mr. Suicide) diye ünlenen Prof. Dr. Erwin Ringel’in 1953 senesinde kavramlaştırdığı intihar-öncesi sendromuna (präsuizidales Sydrom) göre insanlar intihardan yada intihar girişiminden önce intiharı sadece düşünsel düzeyde bir ihtimal olarak görürler ve hayatta kalma ile ölüm dürtüleri arasında gelip giderler [4]. İntihar öncesi evredeki bireylerin ortak özelliği iç dünyalarında yaşadıkları yüksek gerginlik, oryantasyon kaybı ve çelişkilerdir [3]. Bu nedenle içinde bulundukları krizin gerilimiyle intihar öncesi evreye kadar sürüklenmiş olan insanlar, krize çözüm arayışı süreçlerinde çevrelerinden aldıkları mesajların etkilerine karşı çok hassas ve korunmasızdırlar [3]. İşte çevresel faktörlerden biri olan medya da, içine düştükleri krizden bir çıkış yolu arayışında olan insanların seçecekleri çözüm yolunda hayati bir rol oynayabilmektedir. Hem geriye dönük (retrospektif) hem de ileriye yönelik (prospektif) olarak dizayn edilen pek çok bilimsel çalışma, psikolojik bunalımlı yada hassas bireylerin intihar kararı alırken medyada okudukları sensasyonel intiharlar haberlerinden belirgin anlamda etkilendiklerini ve bu tür haberlerin toplumdaki yeni intihar vakalarını tetiklediklerini ortaya koymuştur [2, 3]. Medyanın haberleştirme tarzının aslında toplumdaki intihar konusundaki birikim ve eğilimlerin bir tür yansıması olduğunu kabul etsek bile, aynı zamanda bireyleri toplumsallaştırma ve toplumu bilinçlendirme görevleri de olan medya kurumlarına düşen, medyanın sahip olduğu bu olumlu VE olumsuz etki potansiyelinin farkında olmaları; ve bu, siyasi ve politik duruşları açısından kullanışlı bir kozdan vazgeçmek anlamına gelse bile, intihar vakalarını haberleştirirken bu sorumluluk bilinciyle hareket etmeleridir. 

Avusturya‘da yıllardır intihar dolayısıyla ölümler yılda yaklaşık 1300 civarında seyrediyor [5]. Bu sayının Avusturya’da 1 yılda gerçekleşen trafik kazası ölümlerinin iki katına tekabul ediyor olması konunun siyasi oteriteler tarafından ciddiye alınmasına ve intiharı önleme konusundaki halk sağlığı çalışmalarına devletin önemli bir bütçe ayırmasına yol açıyor [5]. Katolik kilisesinin en önemli yardım derneği olan Caritas‘ın desteğiyle 1948 yılında Prof. Dr. Erwin Ringel tarafından kurulan, zaman içinde faaliyet kapsamı genişletilen Kriz Müdahale Merkezi bugün intihar önleyici tedbirler kapsamında hem psikososyal destek sunmakta hem de toplumun değişik kesimlerini intihar tehlikesi ve tehlike altındaki bireylere yardım imkanları konusunda bilinçlendirme çalışmaları yapmaktadır. Dernek halen Avusturya Sağlık Sigortaları Birliği; Çalışma, Sosyal, Sağlık ve Tüketiciyi Koruma Bakanlığı; Viyana Şehri Belediyesi; Kadın, Aile ve Gençlik Bakanlığı; Caritas; Genel Kaza Sigortaları Kurumu, Ulusal İşçiler Odası ve Üreticiler Sendikaları tarafından finanse edilmektedir [6]. Finansmanın nerelerden geldiğine detaylıca yer vermekteki amacım toplumu intihar konusunda bilinçlendirme ve intiharı önleyici tedbirlerin etkili bir şekilde hayata geçirilmesinin sadece ilgili devlet kurumlarınca değil, ancak daha geniş yelpazeli kurumsal ve finansal destek ve farklı kesimlerin katılımıyla gerçekleşebileceğini vurgulamak. İlk kez 1987 yılında yayınlanan medya-yönergesi bugün hala Viyana‘daki Kriz Müdahele Merkezi çalışanları ve merkezin araştırma bursuyla desteklediği diğer bilim insanları tarafından düzenli aralıklarla yapılan yüzlerce yayınla güncellenerek toplumun farklı kesimlerine ulaşmaya devam ediyor. 2012 yılında dönemin sağlık bakanlığı tarafından kurulan Ulusal İntihar Prevensiyonu Programı (SUPRA=SuizidPRävention Austria) da kurulduğundan beri Kriz Müdahele Merkeziyle koordineli bir şekilde çalışarak, intiharın eşiğine gelmiş bireylerin sosyopsikolojik ve psikoterapik olarak desteklenmesi ve toplumun bu konuda bilinçlendirilmesi için gayret göstermektedir [5]. 

Medyanın Werther etkisiyle yeni intiharları tetikleyebileceği bilgisi başlangıçta medyanın intihar konusunu işlemekten kaçınmasına yola açtı. Bu konuda yapılan ilk bilimsel çalışmaların da intihar haberlerin risklerine ve medyanın yeni intiharlar üzerine olası olumsuz etkisine odaklanması, medyanın intihar prevensiyonu (engelleyici tedbirler) alanında sahip olduğu olumlu potansiyelin uzun yıllar kullanılamamasıyla sonuçlandı [3]. Halbuki psikiyatrik rahatsızlıkların ve intihar eğiliminin tabulaştırılması toplumda psikiyatrik rahatsızlıklar ve psikoterapik destek alma konusunda yüzyıllardır var olan önyargı ve stigmaların pekişmesine yol açabilecek istenmeyen bir sonuçtu. Bu durum araştırmacıları yeni bir soruya yönlendirdi: intihar olgusu, hassas ve intihar eğilimli bireyleri tehlikeye atmadan nasıl haberleştirilebilirdi [3]. Bu soruya uluslararası anlamda olumlu yankı bulan bilimsel bir cevap yine Viyana‘dan geldi [3]. İntihar Araştırmaları Viyana Atölyeleri (Wiener Werkstätte für Suizidforschung, http://www.suizidforschung.at) tarafından intihar ile ilgili farklı haber içeriklerinin haberin yayınlanmasının ardından gerçekleşen intiharlarla bağlantısını test etmek amacıyla yapılan geniş çaplı toplumsal araştırma, insanların intihar düşünceleriyle nasıl farklı şekillerde başedebildiklerinden ve intihardan nasıl vazgeçtiklerinden bahseden haberlerin medyada yer bulmasından hemen sonra toplumdaki intihar oranının bariz bir şekilde azaldığını gösterdi [2, 10]. Araştırmacılar çalışmanın sonunda Mozart’ın Sihirli Flüt operasındaki Papageno‘nun da intihar etmekten karşılaştığı üç delikanlının ona intihardan başka yapılabilecek şeylerin de olduğunu hatırlatmasıyla son anda vazgeçmesine atfedilerek kavramlaşan Papageno Etkisine dikkat çekerek, medyanın intihar önleyici anlamda koruyucu potansiyeline ve medyanın toplumun intihar konusunda bilinclendirilmesi ve intiharların önlenebilmesi adına yapılan faaliiyetlerde aktif ve etkin bir rol alabileceğine vurgu yaptılar. Prof. Dr. Thomas Niederkrotenthaler ve arkadaşlarının yayınladığı bu çalışmadan sonra intihar araştırmaları alanında dünya çapında pek çok yeni çalışma Papageno etkisini daha iyi araştırmak üzere kurgulandı [3]. 

Bu yazıyla, kendini hazırladıkları haberlerin sonuçlarından sorumlu hisseden basın mensuplarına; RTÜK’e; devletin ilgili kurumlarına ve toplum psikolojisi ve/veya intihar alanlarında ilgisi/tecrübesi bulunan psikiyatrist ve psikoterapist meslektaşlarıma seslenmek ve intiharların haberleştirilmesi ile ilgili acilen ortak bir çalışma grubu kurulması çağrısı yapmak istiyorum. Böyle bir çalışma grubunun yapabileceklerinin başında Dünya Sağlık Örgütünün 2014 yılında yayınladığı, orijinal İngilizce versiyonundan başka halihazırda Arapça, Çince, Fince, Fransızca, Almanca, Japonca, Lehçe, Rusca ve İspanyolca dillerine tercüme edilmiş olan İntiharı Önleyici Tedbirler – Global bir Zorunluluk [7] isimli kitapçığın; ve henüz sadece İngilizce ve Fransızca versiyonları bulunan İntiharı Önleyici Tedbirler: Medya uzmanları için bir kaynak – Güncelleme 2017 [8] kitapçığının Türkçe‘ye çevrilmesi, hatta daha da iyisi Türkiye şartlarına adapte edilerek yeniden düzenlenmesi ve içeriğinin Türkiye‘deki tüm basın organlarını ilgilendiren medya etiğinin içine entegre edilmesi gelebilir. Yada ilk aşamada 1960 senesinde iki kurucusundan biri yine Viyanalı Profesör Erwin Ringel olan Uluslarası İntihar Prevensiyonu Birliği’yle (IASP = International Association für Suicide Prevention) ve onun özel bir birimi olan İntihar ve Medya bölümüyle iletişime geçilebilir (9). IASP uluslararası platformda pek çok ülkeyi intihar önleyici ulusal tedbirlerle ilgili çalışmalar ve programlar konusunda desteklediğinden böyle bir çalışma grubu için çok önemli ve faydalı bir partner konumundadır. Bu alanda ülkemizi uluslararası networklerde halihazırda aktif olarak temsil eden meslektaşlarımın böyle bir komisyona öncülük etmesi şüphesiz çok yerinde olacaktır. 

Avusturya tüm dünyaya medyanın Werther etkisinin, psikiyatristlerin ve basın mensuplarının sorumluluk alarak, özveriliyle ortak çalışmalarıyla Papageno etkisine dönüştürülebileceğini gösterdi. Avusturya‘nın 1987 yılında başardığını 32 yıl sonra biz neden başaramayalım? 

Bir an önce kurulmasını kalpten temenni ettiğim, ancak şuanda üzerinde çalıştığım projenin yoğunluğu nedeniyle kurucu rol üstlenemeyeceğim böyle bir komisyonun faaliyetlerine bir nebze katkı sağlamak ve son haftalarda medya organlarında intihar eylemleri haberleştirilirken ne kadar çok „Yapılmayacaklar“ın yapılmış ve „Yapılacakların“ yapılmamış olduğuna bir kez daha dikkat çekmek için Dünya Sağlık Örgütünün yayınladığı Hızlı Başvuru Klavuzunu [9] Türkçe’ye çevirerek değerlendirmelerinize sunmak istiyorum. 

İntihar Hakkında Sorumlu Habercilik – Hızlı Başvuru Klavuzu 

Yapılacaklar 

– Nerede yardım aranabileceği konusunda doğru bilgiler verin 

– Efsane ve mitlere yer vermeden, intihar ve intihar önleyici tedbirler konusunda toplumu bilinçlendirin 

– Hayatın stresleriyle ve intihar düşünceleriyle nasıl başedebileceğine dair hikayeleri ve nasıl yardım alınacabileceğini haberleştirin 

– Ünlülerin intiharlarını haberleştirirken özel dikkat sarfedin 

– Yakınlarını kaybetmiş olan aile bireyleri ve arkadaş çevresiyle yapılan röportajlarda özel dikkat sarfedin 

– İntihar konusundaki hikayelerden medya mensuplarının kendilerinin de etkilenebileceğinin bilincinde olun 

Yapılmayacaklar 

– İntihar hakkındaki hikayeye belirgin bir şekilde yer vermeyin ve bu tür hikayeleri gereğinden fazla tekrar etmeyin 

– İntiharı sensasyonelleştiren yada normalleştiren, yada problemlere karşı başvurulan haklı bir çözüm yolu olarak gösteren bir dil kullanmayın 

– Kullanılan intihar metodunu tanımlayarak açıklamayın 

– İntiharın gerçekleştiği yerleşim yeri/konum hakkında detaylar sunmayın 

– Sensasyonel haber başlıkları kullanmayın 

– Fotoğraf, video görüntüsü yada sosyal medya linki kullanmayın 

Literatür 

1. Till B & Niederkrotenthaler T (2019): Medien und Suizid: der aktuelle Forschungsstand zum Werther- und Papageno-Effekt – eine Übersichtsarbeit. Psychotherapie Forum 23: 120-128 

2. Etzersdorfer E & Sonneck G (1999): Suizidprävention durch Beeinflussung von Medienberichten. Psychotherapie 4. Jahrg. 1999, Bd. 4, Heft 2. © CIP-Medien, München https://sbt-in-berlin.de/cip-medien/1999-2-11-Etzersdorfer.pdf 

3. Till B, & Niederkrotenthaler T (2014). Vom Werther- zum Papageno-Effekt. Die Rollen von Medien in der Suizidprävention [From Werther to Papageno effect. The role of the media in suicide prevention]. JATROS – Neurologie & Psychiatrie. 2014;6: 14-19. https://www.meduniwien.ac.at/hp/fileadmin/sozialmedizin/publikationen/R-Niederkrotenthaler_NEURO_final.pdf 

4. Tomandl G, Sonneck G, Stein C, Niederkrotenthaler T (2014): Leitfaden zur Berichterstattung über Suizid. Kriseninterventionszentrum, Wien 

5. https://goeg.at/Koordinationsstelle_SUPRA 

6. http://www.kriseninterventionszentrum.at/ 

7. https://www.who.int/mental_health/suicide-prevention/world_report_2014/en/ 

8. https://www.who.int/mental_health/suicide-prevention/resource_booklet_2017/en/ 

9. https://www.who.int/mental_health/suicide-prevention/world_report_2014/en/ 

10. Niederkrotenthaler T et al (2010): Br J Psychiatry 2010; 197: 234-43 

11. Fink, D. S., Santaella-Tenorio, J., & Keyes, K.M. (2018). Increase in suicides the months after the death of Robin Williams in the US. PLoS ONE, 13, e191405. 

2 thoughts on “Ayşe Altunbay

  • Merhaba Ayşe Hanım,
    arkadaşım İbrahim beyin ilettiği yazınızı okudum. Elinize sağlık. Tebrik ediyor, çalışmalarınızda
    başarılar diliyorum. Hasan Kondu

  • Elinize emeğinize sağlık çok güzel bir makale, herkes okumalı

Bir Cevap Yazın