Psikodinamik Gruplar

 

Kıyı Buluşmaları gruplarında amaçlanan temel olgu, toplumsal kutuplaşmanın farklı kesimlerinden insanların ağaç modelinin gövdesini oluşturan psikodinamik grup görüşmeleri kapsamında bir araya gelerek, psikodinamik grup terapisinde kullanılan settinge benzer bir settingde birbirleri ile etkileşime girmeleridir. Bu şekilde, toplumsal çatışmaların grup dinamikleri üzerine yansımaları gözlemlenerek, çatışmaların kolektif bilinç-dışı kökenlerinin daha iyi anlaşılmaya çalışılması hedeflenmektedir. Bu şekilde oluşması umulan farkındalıkların, ağacın dallarını oluşturacak mini-projeler vasıtasıyla farklı toplum kesimleri arasında yaygınlaştırılması da ağaç modelinin hedefleri arasındadır. 

Bir TÜBITAK-2232 Projesi olarak yürütülen bu çalışma, haftalık psikodinamik grup görüşmelerini kapsamaktadır. Altı ay sürecek olan psikodinamik görüşmelerin öncesinde ve sonrasında, toplam iki kez nitel söyleşiler gerçekleştirilecektir. Burada amaç, katılımcıların grup görüşmesi öncesinde ve sonrasındaki düşünce değişimlerini gözlemlemektir.

Psikodinamik Grup Terapisi Metodu nedir?

Psikodinamik Grup Terapisi, psikoanalizin metodolojik çerçevesini kullanır. Psikoanaliz, antropolojik bir bilim dalıdır ve insanın hayata bakışını, hayatı deneyimleme ve dünyayı algılama tarzını, çevresiyle etkileşim biçimini, bilinçli ve bilinç-dışı ruhsal yapıların etkileşimleriyle şekillenen süreçler olarak inceler. 1890 yılında Viyanalı Nörolog Sigmund Freud tarafından, hastaların gösterdikleri psikiyatrik semptomların bilinçdışı kökenleri hakkında yaptığı gözlemlere dayanarak, insan ruhunu ve içerdiği bilinçli ve bilinçdışı mekanizmaları anlamaya çalışan, psikodinamik teorilere dayanan bir psikoterapi metodu olarak kurulmuştur. Psikoanalitik psikoterapi, dikkatlerimizi hastaların erken çocukluk dönemlerinde yaşadıkları ilişki tecrübelerine yoğunlaştırır. Zira erken çocukluk döneminde, onun ilerideki hayatı boyunca dünyayı ve kendisini algılamasını sağlayacak ruhsal yapıları şekillenir. Özellikle ebeveynleri (ya da ebeveyn yerine koydukları yakınları) ile kurduğu ilişki ve bu ilişkide edindiği duygusal deneyimlerin içselleştirilmesi, bunun şekillenme sürecini belirleyen önemli unsurlardır. Bu nedenle psikoanalitik yaklaşımlı terapistler olarak, psikiyatrik semptomları nedeniyle bize gelen hastaların semptomlarının kategorik tanı sınıflandırmalarındaki karşılıkları kadar, bu semptomlara yol açan, daha derinlerdeki korkularla (ya da diğer olumsuz duygularla) da ilgileniriz. Hastanın semptomlarından ve bizimle olan etkileşiminden yola çıkarak, erken çocukluk ilişkilerinin nasıl şekillenmiş olabileceğine dair ipuçları ararız. Burada amaç, hastanın korku ya da acı vermesi nedeniyle bastırdığı duyguların ve travmatik hatıraların onun için anlamını daha iyi anlamasını sağlamaktır. Yani semptomlardan yola çıkarak, o semptomlara yol açan ama artık hatırlanmayan ve çoğunlukla bilinç-dışının derinliklerinde gizlenerek, üzeri sıkı sıkıya örtülmüş olan psikolojik kökenler tespit edilmeye çalışılır. İnsan ona acı veren bir şey olduğunda onun hakkında konuşarak acısını dile getirebilir. Ama acı veren şey, bilinç dışının derinliklerine bastırılmış ve unutulmuşsa, artık bireyin varlıklarından bile haberdar olmadığı bu sorunlar, hayatı boyunca onun davranışlarına ve çevresiyle ilişkisine yansıyarak hayatını olumsuz etkiler. Bastırılarak unutulan çatışma ve travmalar, insan ruhunun derinlerinde var olmaya devam ettiğinden, ruhsal yapılar arasındaki bağlantılardan “sızarak” insanın davranışlarına ve ilişkilerine yansıyarak insanı adeta bir gölge gibi takip edebilir. Psikoanalitik ve psikodinamik psikoterapistlerin amacı, bu derinlerde gizlenen çatışmaların köklerine dair ipuçları hakkında, hasta ile geliştirdikleri terapi ilişkisindeki etkileşimleri sayesinde hastaya farkındalık kazandırmaktır. Farkındalık geliştirilen çatışmaların neden olduğu semptomlar, çoğunlukla bu sayede zaman içerisinde kendiliğinden ortadan kalkar.

Freud’dan sonra gelen klinik psikoanalistler tarafından ciddi anlamda eleştirilerek tekrar tekrar yeniden kurgulanan psikoanalitik teorik çerçeve, sosyal bilimlerin pek çok alanında da bireylerin psikolojisini ve toplumların kültürlerini incelemek üzere kullanılmıştır. Psikoanalitik teorilere dayanan psikodinamik grup terapisi ilk olarak, grup yapısının özellikleri ve grup içi etkileşim dinamiklerine odaklanan Foulkes (1948, 1964) ve ondan kısa süre sonra da Bion (1961) tarafından bireysel psikoterapiden bağımsız bir setting olarak kuramsallaştırılmıştır. Foulkes’in grup psikoterapisinin teorik/metodolojik çerçevesini oluştururken, yakın arkadaşı olan sosyolog Norbert Elias’ın birey-toplum ilişkisine dair görüşlerinden etkilendiği bilinmektedir (Scholz 2003). Grup-terapistinin odağında grubu oluşturan bireyler değil, bireylerin birbirleriyle bağ kurarak etkileşimiyle oluşan grup ve grup dinamikleri vardır. Yani gruptaki tek tek bireylerden ziyade, bir bütün olarak gruba odaklanılır ve grubun korkuları ya da grubu meşgul eden öfkenin temelleri anlaşılmaya çalışılır. Grup olumlu anlamda gelişme gösterdikçe, grubu oluşturan bireyler de bu gelişmeden payını alır. Kendine özel dinamikleri olan grup ortamı, bireysel psikoterapide olmayan bir etkileşim potansiyeli ile, katılımcıların kendileriyle grubun desteği sayesinde yüzleşebilmesine ve yaralarını yine grubun yardımıyla sarabilmesine olanak sağlayabilir.     

Bu projede Kıyı Buluşmaları kapsamında gerçekleşecek olan psikodinamik grup görüşmeleri, Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi ve Psikoterapisi Uzmanlığını ve Psikodinamik Grup Psikoterapisi Eğitimlerini Hamburg’da almış olan proje yürütücüsü Dr. Ayşe Altunbay tarafından yönetilmektedir. Katılımcıların birbirleriyle etkileşimi sayesinde, kendileriyle ve kendi iç çatışmalarıyla ilgili farkındalıklarının artmasını hedefleyen grup psikoterapisi formatında gerçekleşecek grup görüşmeleri, katılımcıların toplumsal kutuplaşmanın farklı eksenlerinden seçilmesi ve grupların proje kapsamında gerçekleşmesi nedeniyle standart grup psikoterapisinden ayrışmaktadır. Bunun için proje, multidisipliner bir ekip çalışması ile yürütülmektedir. Grup görüşmeleri haftada bir kez, Ankara’daki proje ofisimizde yüz yüze gerçekleşmektedir. Gruplardan sadece biri online olarak, yine haftada bir kez, bir araya gelmektedir. Her bir grup görüşmesi 100 dakika sürmektedir. Proje ofisinde yapılan grup görüşmelerinin ardından, katılımcılara terasta ikramlar eşliğinde sosyal etkileşim ortamı sunulmaktadır.

Katılımcılar, gruplar başlamadan önce yapılan bireysel bilgilendirme görüşmelerinde, haftalık gruplara düzenli katılımın önemi ve Covid-19 gibi önemli engeller oluştuğunda bunun vaktinde grup yöneticisine bildirilmesi gerektiği konusunda bilgilendirilmiş, aynı zamanda psikodinamik grup görüşmeleri esnasında ortaya çıkması olası psikolojik stres ve bununla bağlantılı direnç mekanizmalarına karşı uyarılmışlardır. Gruplara düzenli katılmama ya da gruptan ayrılma isteği gibi durumlarda grup yöneticisinin zamanında bilgilendirilmesinin hem grup süreci hem de katılımcıların psikolojik anlamda desteklenebilmesi adına son derece önemli olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca, katılımcıların bireysel psikodinamik süreçleri kapsamında psikiyatrik dekompenzasyon ihtimali söz konusu olduğunda, kurumsal ve bireysel psikiyatrik/psikoterapik destek sağlamak üzere uzmanlardan oluşan bir mesleki dayanışma ağı oluşturulması da hedeflenmiştir.

Başlangıçta, grupları kapalı gruplar (closed groups) olarak toplam 24 hafta sürecek grup görüşmeleri olarak planlamıştık. Ancak psikodinamik süreçler zaman içinde tam olgunlaşmaya başlarken, yaklaşmakta olan grupların sonlandırılacağı tarihin grup içi etkileşimi ve güven ortamını olumsuz etkilemeye başladığını gözlemledik. Bu nedenle, grupları yarı açık (slow-open group) gruplara dönüştürmeye karar verdik. Yarı açık bir grup uzun yıllar sürebilmektedir. Katılımcılar en az altı ay süre ile haftalık görüşmelere katılırlar (Tschuschke 2001, s. 202). Gruba zamanla yeni katılanlar olurken, bir taraftan da uzun aylar (hatta yıllar) düzenli katılımdan sonra gruptan ayrılanlar olduğu için grup kompozisyonu sürekli değişir. Uzun soluklu bir grup kültürü oluşmasına ve sürdürülebilir olmasına imkân sağladığı için yarı açık grup settingi Almanya’da pek çok grup-terapisti tarafından, gerek muayenehanelerde gerekse poliklinik ve servislerde tercih edilmektedir. Grupların ucunu açtığımız için, projenin Ekim 2022’de bitmesi öngörülen 2232 TÜBITAK finansmanının ardından da devam edebilmesi adına yakında yeni finans kaynağı arayışlarına başlayacağız. Pandeminin de hafifleyeceğini umarak, başlamış olduğumuz Kıyı Buluşmaları Projesinin yakında Almanya ve Avusturya’daki paydaşlarımızın da sürece dâhil olmasıyla, bu sefer gerçekten 3-ülkeli bir proje kapsamında ortak bir araştırma bütçesi ile devam etmesini umuyoruz

Not: Setting kelimesini bilinçli olarak Türkçeye çevirmedik, çünkü tatmin eden bir Türkçe karşılığını bulamadık. Anlamı karşılayan Türkçe kavramı bulamamamız proje yürütücüsünün psikoterapi eğitimlerini Almanya ve Avusturya’da Almanca dilinde alması olabileceğinden, grup settingini karşılayan Türkçe kavram konusunda tavsiyesi olan uzmanların bizimle iletişime geçmesi bizi çok mutlu eder. İlginiz için şimdiden teşekkür ederiz.

İletişim için Email: altunbay@kiyibulusmalari.com

Kaynakça

Bion, W.R. : Experiences in groups. London: Tavistock.

Foulkes, Siegmund Heinrich (1964): Therapeutic Group Analysis. London: George Allen & Unwin

Scholz, Regine (2003): The Foundation matrix – a useful fiction. Group Analysis, vol. 36, 4: pp. 548-554. 

Neri, Claudio (2006): Gruppenprozesse. Theorie und Praxis der psychoanalytischen Gruppentherapie. Bibliothek der Psychoanalyse – Psychosozialverlag.

Tschuschke Volker (Hg.) (2001): Praxis de Gruppentherapie. Stuttgart & New York: Georg Thieme Verlag.

Bir Cevap Yazın